top of page

Eylül Efekti

17 Eyl
2 dakikada okunur

Ünlü düşünürün de dediği gibi “Gelmek zamanı gel… Eylül’de gel…” Eylül’ün getirdiği garip bir his var. Sanki hem güçlü hem sakin hem heyecanlı hissettiriyor.

Aslında Eylül, kolektif olarak hepimiz için benzer bir ritmi getiriyor. Birçoğumuz yıllarca aynı duyguyla başladık Eylül’e: Okulların açılması… Sanki hayat yaz boyunca biraz askıya alınmış da Eylül’le birlikte yeniden başlayacakmış gibi. Çocukken hayatın ritmi birçok kişi için Eylül’de yeniden kurulurdu. Okullar açılır, sezon finali yapan diziler yeniden başlar, “bildiğimiz hayata” dönülür.

Yani Eylül içinde hem eskiye dönmeyi hem de yeni bir başlangıç yapmayı barındırıyor. Belki o yüzden bu kadar karmaşık. Eylül tam anlamıyla bir geçiş alanı. Yaz desen değil-kış desen değil, aynı desen değil, farklı desen değil… İnsan hayatının bazı dönemlerinde böyle alanların kolaylaştırıcılığına ihtiyaç duyuyor.

Ruhsallığımızda geçiş alanlarının özel bir yeri vardır. İnsan, her şeyin henüz kesinleşmediği o aralıklarda bazen kendisiyle daha özgürce ilişki kurabilir. Eski henüz tamamen gitmemiştir, yeni henüz tam olarak gelmemiştir. İkisinin arasında, henüz belirlenmemiş bir alan oluşur.

Ha bir de Eylül sanki bize tuhaf bir cesaret veriyor. Sanki her şeyi başarabilirmişiz gibi. Belki atalarımızın Eylül’de bir umut diktikleri ağaçların meyve vereceklerine güvendikleri gibi, sanki biz de bir şeyleri başlatabilir-köklendirebilirmişiz gibi hissediyoruz.

E tabii şu da var, Eylül demek yeni bir sınıfa geçmek demekti. Büyüdüğünün kanıtıydı.

Artık bir üst sınıftaydın. Yıl değişmemişti, sen aynı sendin, belki yaşın bile büyümemişti ama artık büyümüştün. Artık “üçüncü sınıfa geçmiştin”…

Belki de Eylül’ün bugün hâlâ bizde uyandırdığı “bu yıl her şeyi yapabilirim” hissinin bir kısmı buradan geliyor.

Çünkü çocukken her Eylül, bize fark ettirmeden şu deneyimi tekrar tekrar yaşattı:

Bir önceki halim artık geride kaldı ve ben yeni şeyleri yapabilecek kadar büyüdüm.

Psikolojide gelişimsel geçişlerin önemli olmasının nedenlerinden biri de bu. Geçişler yalnızca bir dönemden diğerine geçmek değildir; kişinin kendisiyle ilgili algısının da yeniden düzenlendiği zamanlardır. Yeni bir rol, yeni bir sorumluluk ya da yeni bir beceri, “ben artık bunu yapabilen biriyim” duygusunu güçlendirebilir.

Eylül belki de çocuklukta bunu defalarca yaşadığımız bir dönemdi. Eylül Efekti dediğim şey tam olarak bu: Hayatımızı değiştireceğimize değil, hayatımızla yeniden ilişki kurabileceğimize dair kısa süreli bir inanç.




Bu duygu yalnızca çocukluğumuzdan kalan bir alışkanlık da değil. Doğanın ritmiyle, yıllardır tekrar eden okul ve çalışma düzenleriyle, mevsimlerin değişimiyle ve hayatımızdaki geçişlerle birlikte bedenimize ve zihnimize yerleşmiş bir ritim.

Eylül geldiğinde hayat gerçekten yeniden başlamıyor.

Ama biz, yeniden başlayabilecek kadar büyüdüğümüzü bir kez daha hatırlıyoruz.

Belki Eylül’ün bize verdiği o tuhaf cesaret de biraz buradan geliyor.

Yılbaşında insanlar değişmekle ilgili kararlar alır. Ocak daha kesin bir başlangıç taşır: Yeni yıl, yeni kararlar, yeni hedefler. Beraberinde bir tür hesaplaşma ve yeniden yapılanma baskısı da getirir.

Eylül ise daha mütevazı.

Kimse bize hayatımızı değiştirmemiz gerektiğini söylemiyor. Büyük kararlar almak, yeni bir insan olmak ya da her şeyi baştan kurmak zorunda değiliz. Ama içimizden bir yer, “bir şeyleri yeniden düzenleyebilirim” diyor.



 
 
 

Yorumlar


bottom of page